Kategori: Blog

Her şeye dair, herhangi bir kategorizasyon olmadan.

  • Gülle

    Gülle

    Hissettiğim kadar yalnız değilim ve bunun ne kadar kötü olup olmadığını bilmiyorum.

    Günde on saat insanlarla bulunup eve geldiğimde bana ait olmayan eşyaları görmek ve evin mutlak sessizliği beni gerçekten mutsuz ediyor.

    Bu sessizlik içinde birlikte çalacağım grup için çalışıyorum, aslında zaten bu cümlenin mantığına bağlı olarak yalnız değilim. Niye öyle hissediyorum?

    Su ile online oyun giriyorum herhangi bir insanın sesini duymak için. Çünkü uzağız ve o sırada geçirdiğimiz zamanın kısıtlı bir medyumu var; fazla konuşmaya yer yok.

    Eve yürüdüğümde mutsuz edemeyeceğim kadar uzak olduğum tanımadığım insanların yanında sigara molası veriyorum sırf konuşmalarını dinlemek için.

    Neden yalnız hissettiğimi gerçekten bilmiyorum. Biliyorum, etrafımda hayatımın hatrısayılır bir kısmını paylaştığım insanlar var. Neden daha iyi hissettirmiyor?

    Kendimi daha iyi hissettirmeye çalıştığım her şey bana suçlu hissettiriyor. Gerçekten böyle ayak bileğimde devasa bir gülle varmış ve birazdan demir yolu dizecekmişcesine komik bir kriminallik hissediyorum.

    Suçlu. Suçlu. Suçlu. Son bir aydır tek düşündüğüm şey bu. Beni mutlu eden, bana bir an olsun huzur veren ve o anda bulunduğum yer/zaman/Ege’den mutluluk veren her şeyden suçluluk hissediyorum.

    Hiçbir şeyi hak etmediğimi düşündüğümü biliyorum; bu hesaba göre insanlarla güzel bir şey paylaşmayı da hak etmiyorum bence.

    Sonsuza kadar bu şekilde hissetmeyeceğimi biliyorum en azından. Bu halde olmayı hiç istemiyorum. Bugünlerde kolay yolu çok fazla düşünüyorum. İki ayrı dileğim var, buradaki işim hala bitmiş hissetmiyorum o yüzden ilki olsun istiyorum.

    Umarım kendi içimde henüz bulmadığım bir gücü/kudreti bulurum da çıkarım ya da umarım artık katlanamayacağım kadar derdim olur ve elimdeki kartlar beni kolay yola zorlar.

  • Zannettiğim Uyumluluk Bu Değil

    Zannettiğim Uyumluluk Bu Değil

    İlişkilerimde kavga eden biri olmadığımı biliyordum ama ben sanıyordum ki hepsi bu kadar.

    Kendimi tanımaya başladığımdan bu yana (yirmi yıl geç ama hiçten hallice), bunun yalnızca ilişkilerimle sınırlı olmadığını ve bir ömür boyunca anlaşmazlıktan kaçındığımı görüyorum.

    Şunu en başta belirtmek istiyorum: bu bir “ben alttan alıyorum” veya “no more mr. nice guy” yazısı değil. Bu, kendi hayatımı nasıl kendime zorlaştırdığımı anlattığım bir yazı.

    Uyumlu olmanın böyle bir şey olduğunu sanarken aslında mücadele etmediğimi ve “hayır, böyle.” demediğimi yeni yeni fark ediyorum. Başka hiçbir yol bulamayana kadar, köşeye sıkıştırılana kadar sınırlarımı geriye çekiyorum. Bir şeylere dair ilk işaret fişeğimi, ilk sözlü uyarılarımı artık canıma tak etmesi noktasında ateşlediğim için karşımdaki insan benim için durumun vahametini göremiyor doğal olarak: Anlaşılmadığım için (anlaşılmaya fırsat tanıyacak iletişimi ortaya koymadığım için) karşımdaki insana daha da bileniyorum.

    Bunlar evin dağınık olması olabilir, artık çok uzun sürmüş bir şaka olabilir, ailemden/arkadaşlarımdan/partnerimden beklediğim şeyler olabilir; bir şey ‘burama kadar’ gelene dek tepki veremiyorum.

    Bugün fark ediyorum ki bunun en büyük sebebi sikti rboktan konulardan çıkıp tabak çanak kırmalı aşamalara gelinen kavgaların çıktığı bir evde büyümüş olmam.

    Bu evdeki kavgalar birbirine bir şeyler atan kedi köpek oyunundaki gibiydi. Yalnızca her hamlede kemikler ve taşlar katsal şekilde büyüyor. Ve aslında bu maç sırasında aslında düzenli olarak oynanan hamleler vardı; ödenen akraba borçları, kayınlar arası anlaşmazlıklar, “bana sesini yükseltme”ler. Bunlar power-up niyetine kullanılan şeylerdi.

    Sanki girmem gereken anlaşmazlıklara girersem karşılıklı ilişkimdeki kontrol kaybolacak ve karşımdaki insanla bu şekilde kavga edecekmiş gibi hissediyorum.

    Biliyorum, doğru değil ama bu şekilde hissediyorum.

    Biliyorum, aile hayatından gördüklerimizden ibaret varlıklar değiliz.

    Biliyorum, kaçındığım anlaşmazlıkların hiçbirisi bu kadar büyüyecek kavgalar değil.

    Karşımdaki insana bu şekilde zarar verme korkum aslında karşımdaki insanı hiç hareket edemediği bir duruma getirtiyor. Çünkü bam diye artık nihai bir noktada bazı şeyleri konuşuyor oluyoruz. Veya belki hiç konuşmuyoruz ve bir şeyler aramızda sonsuza dek değişiyor; karşımdaki insan hiç fark etmeden.

    Bu beni o kadar mutsuz ediyor, o kadar fazla şeyi yitirmiş hissediyorum ki özünde iyi olduğunu düşündüğüm şeyi yapmaya çalışarak bombok bir şey ortaya koyduğum için. Sevdiğim önemsediğim şeyleri yitirmemek için onların uğruna anlaşmazlığa/mücadeleye girmemiş olmak onları kaybettiriyor bana.

    Yaşadığım şeylerden ortaya çıkan kişiliğimi (veya belki bu kişiliğin eksikliğini) değiştirebileceğimden emin değilim. Değiştirmeli miyim, ondan da emin değilim.

    Ama bulunduğum durumların sebeplerinden sadece birkaçını bile anlayabiliyor olmak bir şeyleri değiştiriyor. Daha iyi mi, daha kötü mü bilmiyorum.

  • Gece penceremi açtığımda dört beş saniyeliğine nefesimi tutuyorum

    Ve yanımdaki ormanı dinlediğimde gececil kuşların ötüşü bir kapı ziline benziyor.

    Huzur verici, ait hissettiren ve komik bir düşünce.